Bilişim Zirvesi 12′

Bu yıl 11-13 Eylül 2012 tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Bilişim Zirvesi’ne Vodafone’un misafiri olarak katıldım. Öncelikle kendilerine teşekkür ederim.

3 gün süren Bilişim Zirvesi uluslar arası katılımcılarıyla birlikte son derece ilgi çekici bir hal aldı. Hem ülkemizin bilişim dünyasının önde gelenlerinin açılış konuşmaları hem de birçok farklı  alanlarda yapılan oturumlar, ülkemizde bilişime olan ilginin göstergesi. Gösterilen ilgi açısından sevindirici fakat ülkenin bilişimine yön verenlerin konuşmaları açısından hayal kırıklığı yaratan bir zirve oldu benim açımdan. Detaylarına tek tek değinelim.

Doğal olarak her bir oturuma katılamadım fakat hiç boş vaktimde olmadı. Sabah 9’dan akşam 5’e kadar tüm katılabileceğim oturumlara iştirak ettim ve genel olarak izlenimlerimi paylaşayım.

Zirve’nin Açılış Konuşmaları (1.Gün)
Interpromedya’nın düzenlediği ve Vodafone’nun ana sponsor olduğu etkinlik, organizasyon açısından takdire şayendi. Başarılı bir yönetim, güzel konu başlıkları ve yerinde konuşmacıların çağırılması, gayet tatmin ediciydi. Özellikle zirvenin ana teması “Next Step/Sonraki Adım” olarak belirlenmiş olması çok yerindeydi. Bilişimde her zaman sonraki adımı öngörmeniz ve ona göre kendinizi konumlandırmanız gerekiyor. Bu yüzden bir tebrik daha organizasyona. Ancak konuşmacılar, genel itibariyle beni hayal kırıklığına uğrattı. (Aslında uğratmadı ama böyle yazınca bir şaşkınlık ifadesi olmasını isterdim, devletin üst kademelerinde bilişimi yönetenleri dinlediğimde.)

Her konuşmaya tek tek değinemeyeceğim fakat akılda kalanları sizlerle paylaşmak isterim.

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Serpil Timuray’ın konuşması, hem Vodafone’nun ülkemizdeki geleceğine hem de yaşanan sorunlara ışık tuttu. Kendisinin görüşlerine ve vizyonuna katılıyorum. Vodafone Türkiye çok iyi bir başkana sahip, yolu da epey açık.

Ulaştıma Bakanı Binali Yıldırım, seyahatte olduğu için oturuma hologram teknolojisiyle seslendi ve zirveye yakışır bir tablo oldu. Kendisi hükümetin bilişime ne kadar önem verdiğini ve fırsatları her seferinde nasıl değerlendirdiklerini paylaştı. Bence de hükümet bilişimi çok önemsiyor ve ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğuna bakmadan her fırsatı değerlendiriyor. Bazen bunlar iyi anlamda fırsat olmasalar bile…

Son olarak en çok beklediğim isim sahne aldı. BTK Başkanı Tayfun Acarer.
Kendisi bürokraside en üst düzey bilişim yöneticisi. Özel sektör deyimiyle kendisine Türkiye Bilişim A.Ş.’nin CEO’su diyebiliriz. Ancak maalesef kendisinde o vizyonu göremedim.

Konuşmasında 7 noktaya temas etti ve ülkemizin bilişim sorunlarına ve yapılabileceklere değindi. Aklımda kalan iki kısım var. Birincisi roaming ücretlerinde ülkemiz kullanıcılarının yaşadığı haksız fiyatlandırma. Halk arasındaki tabir ile açıklayayım, İngiliz vatandaşı Türkiye’ye geldiğinde neredeyse kendi tarifesindeki fiyatlarla konuşabiliyorken, bizler yurtdışına çıktığımızda neden kazıklanıyoruz? Bu noktaya temas etmesi hem doğru hem de verdiği örneklerle ve görüşünü doğru noktalarda temellendirmesiyle çok iyi oldu. Ancak ikinci akılda kalan kısım bende büyük bir soru işareti yarattı.

Dr. Tayfun Acarer, konuşmasının bu bölümünde bilişim sektöründe yaşanan sıkıntılara değindi. Sektörde elde edilen gelirlerin, mevcut altyapıyı kullanan oyuncular tarafından adil olarak paylaşılmadığını belirten Acarer, özellikle uluslararası arama motoru ve içerik sağlayıcı şirketlere yüklendi. Bu şirketlerin, sabit ve mobil altyapıyı son yıllarda daha çok kullanmaya başladığını ifade eden Acarer, buna karşılık bu şirketlerin yapılan altyapı yatırımlarına katılmadığını söyledi.  (btnet.com.tr)

En başta şunu belirteyim; ben kesinlikle Google gibi firmaların Türkiye’de vergi ödemeleri gerektiğinden yanayım! Buradan kazandığınız paraların vergisini burada ödemek zorundasınız!

Ancak; bu içerik sağlayıcı firmaların altyapı yatırımlarına katılmaları gerektiğini söylerseniz, gerçekten çok komik bir duruma düşersiniz. BTK Başkanı’nın adlandırmadığı firmaları ben söyleyeyim. Google, facebook, twitter vb. içerik sağlayıcılar bugün tüm internet altyapısının en çok tüketenleri, doğrudur. Hatta yine adlandıralım, mesela ülkemizde Turkcell, Vodafone ve Avea tüm internet altyapılarına adeta insanlar bu sayfalara ulaşabilsinler diye yatırım yapıyorlar. Haklısınız! Ancak bu firmalar bu yatırımlara neden katılmıyor diyemezsiniz! Araçla amacı karıştırırsınız. İnsanlar interneti bu sitelere girmek için kullanıyorlar. Bu siteler olmazsa zaten kimse interneti talep etmeyecek. Tabii bu siteler derken, isterseniz bunlar değilde yerlerini başkaları alsın. İçerik sağlyacılar için insanlar servis sağlayacıları kullanıyorlar. İçerik yoksa servise gerek de yok. Birileri araç, birileri amaç! İsterseniz şöyle yapalım; facebook, Google, twitter ve diğer büyük içerik sağlaycılar toplansın, kendi servis sağlaycılarını kursunlar ve desinler ki, içeriklerimizi yalnızca kendi operatörümüzden vereceğiz. Şimdi size soru sayın BTK Başkanı, böyle bir durumda kim Turkcell’den ya da Vodafone’dan mobil internet paketi alır?

Belki “turkiye.gov.tr” gibi siteler bu birliğe katılmazlarsa, insanlar sadece bu sitelere girmek için alırlar, ne dersiniz?

Bu şekilde bir yaklaşımla, bu firmaları masaya davet edeceğinizi düşünüyorsanız, bence yanılıyorsunuz Sayın Başkan. Bu firmaları masaya oturtmanın başka yollarıda var ama maalesef devletimizde o vizyon henüz yok. Umarım bir gün, bu büyük kazanç sahipleri ülkeden kazandıkları için vergilerini öderler. Olması gereken tabi ki budur fakat bu şekilde bir yaklaşımla değil!

Merakle beklenen bir diğer önemli konuşmacı da Charles Eisenstein’dı. Kendisi teknolojiye olan farklı bakışıyla düşündürttü ama açıkçası benim beklentimi karşılamadı. Varolan süreci farklı yerlerdeki yansılamalarıyla güzel gözlemlemişti, bunu da dinleycilerle paylaştı fakat bence yeni bir şey katmadı.

Günün son konuşmacısı; Dr. Jeong-Hoon Kim idi. Kendisi Alcalet-Lucent Bell Laboratuvarları Başkanı. Burada değinemk istediğim iki nokta var. Birincisi, Bell Laboratuvarları.

Bell Labs.’ın şuana kadar toplam 7 adet Nobel ödülü var. Burası eskiden öyle önemli bir laboratuvardı ki, dünyanın teknolojisine yön verirdi. Bell Labs.’ı önce Lucent firması satın aldı. Sonra Lucent firmasını Alcatel ve sonuçta ortaya bu çıktı. Alcatel-Lucent Bell Labs.

Bell Labs.’ın çok sayıda patenti ve buluşu var. Ancak bizler için belki de en önemlisi bu laboratuvarlar bugün bilgisayar teknolojisinin bu kadar ilerlemesinin başlangıcı. Bu laboratuvarlarda Unix geliştirildi. Unix olmasaydı, bugün ne Microsoft ne Apple ne de Linux ve çok daha fazlası olurdu. O yüzden çok çok önemli bir yerden bahsediyoruz.

İkinci nokta Bell Labs. Başkanı’nın konuşmasıydı. Kendisi geçmişten epey bahsetti fakat gelecekten bahsedecek bir şey yoktu. Artık Bell Labs. eskisi gibi devrimsel buluşlara imza atamıyor. Bunun sebebine kendisi hiç değinmedi ama ben izninizle açıklayayım. Artık bilgi o kadar hızlı ilerliyor ki, eskiden olduğu gibi laboratuvarlar yok. Eskisi gibi cazibe merkezi değil artık Bell Labs ve bu gerçek maalesef bu büyük laboratuvarın da işlevini eskisine göre epey düşürdü.

e-Sağlık, m-Sağlıkta Sonraki Adım Konferansı (2.Gün)
Sağlık konulu her konuşmayı ve konuşmacıyı tek tek değerlendirmektense genel hatlarıyla izlenimlerimi ve çarpıcı noktalara değineyim.

Ortada çok ciddi bir sıkıntı var. Bir tarafta devlet diğer tarafta özel sektör. Çoğu zaman karşı karşıya kalan bu ikilinin aslında beraber hareket etmesi en çok istenen olmasına rağmen maalesef iki tarafında olaya bakış açıları farklı.

Moderatör ile birlikte hem özel sektörden hem de devletten katılımcıların olduğu bu tarz toplantılarda, iki tarafında görüşlerini ve eleştirilerimi yazayım.

Devletin sağlık bilişimine bakış açısını özetleyecek olursak: “Herşeyi biz biliriz!”

Örneğin; Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Ekrem Atbakan, konuşması boyunca son derece vizyoner bir bakış açısı çizdi. Mevcut durumu da çok iyi bir şekilde tahlil etti. Ancak açılış konuşması sonrası konuşmalarında, iş uygulamalara geldiğinde maalesef konuşmalarda görülen vizyondan eser yoktu. Beklediğim gibi, katılımcılardan sorular hep aynı doğrultuda geldi. Genellikle soru soran katlımcıların, ki soranların nerdeyse tamamı hastanelerde ilgili departmanlarda çalışanlardı, soruları hep aynıydı:  “Hastanelerde bir çok farklı sistem var ve bunlar entegre çalışmıyorlar! Sürekli kesintiye uğruyorlar ve her yeni içerik için yeni sistemin varlığı hem performansı hem de maliyetleri etkiliyor!”

İşte günümüz Türkiye sağlık bilgi sistemlerinin gerçeği bu. Üstelik bu problemi çözebileceklerin, konuşmaları son derece vizyoner ama uygulamaların gelişimi, aynen Sayın Müsteşar Yardımcısı’nın sözleriyle aktarıyorum, “sinekten yağ çıkarıyoruz”.

Neden sinekten yağ çıkarılıyor, Sayın Müsteşar Yardımcım. Ülkemizdeki hastanelerde neredeyse her Java modülünün ayrı bir sistemmiş gibi binlerce dolara satıldığı, Sağlık Bakanlığı’nın kullandığı bu sistemlerin farklılıklar göstermesi sonucu entegrasyon sıkıntıları, kullanıcı arayüzlerinin korkunç derecede karışık olması sonucu bu sistemleri öğretmek için ekstra eğitim masrafları ve yaşanan gecikmeler, Sağlık Bakanlığı sistemlerinin son 10 yılda sürekli olarak değişmesinin yarattığı maliyetler… Acaba Sağlık Bakanlığı’nın Sağlık Bilgi Sistemleri için harcadığı milyonlarca dolar mı, ‘Sinekten yağ çıkarmaktır?’

Çözümler teknik açıdan mümkün. Ancak benim gözlemlediğim kadarıyla iki durum mevcut.
1) Ya Sağlık Bakanlığı tek bir sistem üzerinden tüm iş süreçlerini kontrol etmek istemiyor!
2) Ya da sağlık yazılımı satan her firma apayrı Java modüllerini satmaktan iyi gelir elde ediyor ve bu durumun devam etmesini istiyorlar.

Her iki durumda da bu yapı böyle devam edecek gibi görünüyor. Sağlık-Net 2.0’ın gelişi, Sağlık Bilgi Sistemleri Gnel Müdürü Hakkı Öztürk tarafından duyuruldu. Web tabanlı bu sistem daha fazla entegre çözümler getirdiğini ve büyük ölçüde entegrasyon problemlerinin çözülerek, sistemin rahatlayacağını belirtti.
Web tabanlı bu yeni uygulamayla eğer büyük ölçüde entegrasyon sorunlarını çözecekseniz, bence hiç yapmayın. Web tabanlı yapacağınız bir sistemin, aslında bir nevi gerçek manada bir Bulut Bilişim (Cloud Computing) uygulanırsa, sorun büyük ölçüde değil tamamen çözülmesi gerekir.

Sağlık Bakanlığı’nın büyük verileri (big data) yönetmesi gereken bir dönemde hala entegrasyon problemleriyle uğraşıyorsa, ki uğraşmaya devam edecek ve Sağlık-Net 2.0’ın bu probleme çözüm olmayacağı oratada, yöneteceği yeni dönemde artık tek bir sisteme ve tamamen entegre çözümlere ihtiyacı var. Ancak Türkiye’deki sağlık yazılımı üretenlerin gündelik Ar-Ge politikaları  (aslında konferans boyunca ne kadar çok Ar-Ge yaıtırımı yaptıklarınndan dem vurdular fakat biliyoruz ki tek yapılan yarın satılacak yeni bir Java modülünü daha hızlı ve birkaç yeni özellikle donatmak) yerine gerçekten sonraki adıma odaklanmalarıdır. Sağlık Bakanlığı, bu sektördeki en büyük işveren. Eğer bu minvalde olaya yaklaşılmazsa, korkarım daha çok ‘Sinekten yağ çıkarmak” zorunda kalacağız ya da bir başka deyişle daha çok yeni satın alımlar, bunların yüklüce maliteyleri, eğitim harcamaları, birbiriyle uyumlu çalışmayan sistemler, işini yapamayan hastane çalışanları, mutsuz hastalar demek olacaktır.

Halbuki tüm Türkiye’deki hastane bilgi sistemlerinin ve Sağlık Bakanlığı veritabanın bu sistemlerle entegrasyonu, kullanıcı dostu arayüzler ile tüm personeli eğitmeye gerek duymayan bir bilgi sistemi yaratmak mümkün! Ancak öncelikle yapılması gereken; Sağlık Bakanlığı ilgili yöneticilerin bilgisayar biliminden ne kadar anladıkları, teknik seviyelerinin sorgulanması ve eğer bilinmiyorsa da öğrenmenin yaşının olmadığının hatırlanması. Herkes herşeyi bilmek zorunda değil, özellikle söz konusu alan, bilgisayar, yazılım, ağ yapıları, veriler gibi son derece karmaşık sistemler olduğunda. Ancak bilen insanların olmadığı yerde maalesef iş çok iyi süreç yöneticileriyle bile bir yere kadar gider.

Son bir örnek; bazen yüzbinlerce dolara sağlık yazılımı satın alan kamu kurumları, hastanelerde bu sisteme veri girecek veya yönetecek kişileri yine binlerce dolarlık maliyetlere katlanarak eğitim vermek  zorunda kalıyor.

Peki o halde soru şu: Büyük ihtimalle bu personelin cebinde akıllı bir telefon vardır. Hatta Iphone’u olan personellelrin olduğundan bizzat şahidim. Bu insanlar bu cihazları aldıktan sonra Apple’dan kendilerine eğitim veriliyor mu? Yoksa bu insanlar, aslında içeriği açısından son derece karmaşık olan bu cihazları kolayca kullanabiliyorlar mı? Akıllı telefonlarını rahatça kullanan insanların, son derece yüksek maliyetlerle satın alınan bu sistemleri kullanmaları için eğitime ihtiyaç duymaları, en hafif ifade ile trajikomiktir. Sorun tabii ki kullanıcılarda değil, o çok kötü arayüzlü sistemleri kullanmak zorunda bırakılmalarında. Bunları satın alan kamu otoritelerinde.

Toplantılar boyunca gördük ki, biz sağlıkta sonraki adımı konuşmaya başlamadan önce, bugünü hatta dünde yaptığımız yanlışların yansımalarrını konuşmamız gerekiyor.

Hükümetin Sağlıkta Dönüşüm programıyla, özellikle Sağlık Bilgi Sistemlerine verdiği önem tartışılmaz.  Bu kesinlikle vizyon meselesidir ve bence yapılamaya çalışılanlarla bu ortaya konmuştur. Ancak ne yazık ki bu vizyonu paylaşan yöneticilerin uygulamaları en büyük soru işaretidir. Bunu en iyi konuşmalar sonrasında anladım.

Gelelim özel sektöre; Sağlık Bilişimi alanında maalesef ülkemizdeki en büyük sorunun bir araya gelememek olduğunu konferans boyunca hem dile getirilen konuşmalarla hem de birbiri ile alakasız sunum ve isteklerle anlamış olduk.
Herşeyden önce bu birlikte çalışma düşüncesinin bu gelişen devasa yeni pazarda en çok ihtiyaç duyulan şey olduğunun bilinmesi lazım. Yeni gelişen bu pazar, kesinlikle birlikteliği ve bu birlikteliğin çıktılarına ihtiyaç duyuyor. Bunun en başında da standartlar geliyor.

Standartların ve yapılacakların belirlenmesi, hem teknik hem de iş yönetimi açısından, yeni pazarın en önemli bileşenini oluşturmasına rağmen, farklı farklı uygulamaların bu pazara zarar vermeye başladığını ileride şimdi olduğundanda da fazla göreceğiz. Şuan herkesin bir şeyler yapmaya çalıştığı ama fikir birliğine varılmadan yürütülen spontane uygulamaların sektöre zarar vereceği ve ileride sorunlar çıkaracağı, bugün HBYS sistemlerinde çıkardığı gibi görülmeli, bir an önce önlem alınmalı ve beraber hareket edilmelidir.

Sonuç olarak, ne mobil sağlıkta ne de e-sağlıkta sonraki adımı göremedik. Daha henüz aşılması gereken epey sorun var. Bunları aşmadan yarına yapılacak adımlar, ki maalesef şuan özellikle kamu nezninde yapılamaya çalışılıyor, yarınlarda ciddi sıkıntılar oluşturacaktır.

Bilgi Teknolojileri’nin doğuşu bilginin doğuşuyla başlar. Bilgi ise katlanarak çoğalan, büyüyen ve  büyüdükçe de yönetilmesi gereken bir süreç oluşturur. Bu süreci yönetmek için Bilgi Teknolojisi vardır ancak eğer biz noksan bilgi ile yola çıkarsak, ileride çok da yönetlmesi gereken bir bilgi kümesiyle değil, daha çok sorunlar kümesiyle uğraşırız.

14 Eylül 2012, Istanbul

Share/Paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published.